Iron Maiden'ı 1976 yılında grubun bass çısı Steve Harris ,The Man In The Iron Mask filminde gördügü Orta Çag a ait bir iskence aleti olan Iron Maiden in etkisiyle kurar.Grubun ilk dönemlerine çok sevdikleri gruplarin cover larini çalmis daha sonra da basit riff ler üzerine kurulu kendi sarkilarini olusturmuslardir. Grup bu dönemde sayisiz eleman degi?ikligine ugrar.. Ama gitarda Dave Murray ve Bass ta Steve Harris daimi üyelerdir..
1979 yazinda Steve Harris ve diger elemanlar diger islerini tamamen birakmis ve artik sadece Iron Maiden ileilgilenmeye baslamislardir.Iron Maiden tüm vakitlerini aliyordur. Yardim amaciyla yapilan konserlerde Music Machine,London,England da Motorhead ile birlikte konser verdiler. 1979 3 Eylül...Bundan üç gün sonra Hammersmith Londra da konsere bes dakika kala Paul Di'anno biçak tasidigi için polis tarafindan yakalandi. Ve Maiden sahneye üç kisiyle çikmak zorunda kaldi.(Steve Harris,Dave Murray ve Doug Sampson) Bu konserde daha çok enstrümental sarkilar çalindi ve Steve Harris bazi yerlerde vokal oldu. Ekim ayina gelindiginde de yine bedava konserler verdiler..Bu konserlerin amaci kendilerini tanitmak ve albüm çikarabilcek bir sirket bulmakti.Crysalis Records ile anlasma yapilmak üzereydi ama yarim kaldi..
Bu kontraktan sonra SOUNDS dergisine ilk defa çiktilar.Bir sonraki ay ise Iskoçya'da ilk konserlerini verdiler. Konserler Ruffles ve Aberdeen de gerçeklesti.1979 yili bitmek bilmiyordu ve grup her açidan ilklerini bu yil yasiyordu.. Kasim ayinda BBC'de yayinlanan Cuma Gecesi Rock Gösterisi programina çikmak için BBC yetkilileriyle anlasma yaptilar.. 9 Kasim günü de efsanevi Sound House Tapes kayitlari piyasaya çikti.. Bu kayitlar mix edilmemisti ve tek gitarla çalinmisti. SAdece 5000 adet basildi ve evlere posta yoluyla dagitildi.
Iron Maiden BBC'ye çiktiginda gitarist Tony Parsons gruptan ayrilmis oldugu için 4 kisiydiler ve Iron Maiden, Sanctuary, Transylvania, and Running Free sarkilarini çaldilar. 1979 yili sonuna gelindiiginde menajer Rod Smallwood çizer Derek Riggs ile karsilasti ve Iron Maiden kapaklarini süsleyecek Eddie projesi hayata geçti. 1980 yilinin hemen basinda grup ilk single i Running Free'yi kaydetti ve subat tada piyasaya sürdü. A-yüzünde Running Free b-yüzünde ise Burning Ambition vardi.Bu albüm bateride Doug Sampson'in oldugu tek albümdür!!!Ve tüm gitarlarida Dave Murray çalmistir.Single 34. siraya kadar yükselir.Subat 1980'de yine bir dönüm noktasi gerçeklesir.Halen MAiden fotograflarini çeken Ross Halfin grupla tanisir ve ilk olarak Metal For Muthas konserinde grubun resimlerini çeker.
1980 MART 11... Bir efsanenin dogusunun resmilestigi tarihtir.. Iron Maiden ilk albümü Iron Maiden'i yayinlar... Ingiltere listelerini alt üst eden bu albüm 4.siraya yükselir.Ve ilk ayinda gruba gümüs plak ödülünü kazandirir. Sanctuary sarkisi Amerika bbaskisinda ve 1998 yilinda yayinlanan interaktif cd de bulunur..
1980 Ekim'inde grup elemanlarindan Dennis Stratton gruptan ayrilir.Dennis zaten diger elemanlardan biraz daha yaslidir ve Steve'e göre Iron Maiden isiyle çok ilgili olamamistir. Ve grup zaten ilk albüm çikmadan önce de teklif götürdügü Adrian Smith'e yeniden teklif götürür.Ve adrian gruba katılır....
1982 yılında The Number Of The Best şimşek gibi indi müzik piyasasına. Vokalde farklı ama çok tanıdık bir adam vardı bu sefer. Samson grubundan gelen ve Samson ile 2 albüm hazırlamış olan BRUCE DICKINSON'du bu adam. Gruba sonradan girmesine rağmen Samson dinyecilerinin gözdesi olan grubun Bruce-Samson olarak anılmasını sağlayan bir herifti bu. Iron Maiden dinleyicilerine de kendini sevdirmesi uzun sürmedi.
İlk 45'lik Run To The Hills ile listeler hemen alt üst oldu. Bu önemli başarının ardından Beast On The Road turnesi düzenlendi. İngiltere'den Japonya'ya birçok ülkede sayısız konser verildi. Gün geçtikçe daha büyük kitleler önünde çalıyorlardı. Ağustos 1982'de A.B.D'deki Reading Festivali'nde 30.000 kişiye konser verdiler.Bu sıralarda Rod Smallwood eski yakın arkadaşı Andy Taylor'a beraber çalışmak önerisini götürür ve Andy de Maiden ailesine katılır. Turne dönüşünde hemen yeni albüm çalışmalarına girilir ve 1983 yılında 4. albüm Piece of Mind GELİR....
Piece Of Mind'in söz konusu mzikal niteliklerinin yanı sıra diper bir önemli özelliği ise gruptaki yeni bir eleman değişikliğiydi. 3 albümdür kayıtlarda ve konserlerde yer alan Cliv Burr'un yerine grubum en yaşlı elemanı olan Mıchael Nicko Mcbrain geçmişti davulun başına 1983 yılının ocak ayında gerçekleşen bu değişiklikten sonra grubun en başarılı ve en önemli kadrosu bir araya gelmiş olur; Vokalde Brucu Dickinson, bas gitarda Steve Harris, gitarda Dave Murray, diğer gitarda Adrian Smith ve davulda Nicko Mcbrain.
1984 yılında Powerslave piyasaya çıktığında henuz Piece of Mind'in etkisi kimsenin üzerinden geçmemişti. Heavy Metal dünyası tekrar allak bullak olmaya hazır değildi ama Iron Maiden daha fazla beklemek istememişti.Powerslave albümü de patlamaya hazır birçok bomba çalışma iceriyordu. Bir destan niteliğinde ve içinde adeta birkaç parçayı barındıran Rime of The Ancient Mariner, muhteşem bir açılış parçası olan Aces High ardından gelen A Minitues To Midnight, Powerslave, Flash of A Blade albümde yer alan önemli parçalardandı.İron Maiden, Poweerslave albümünün hemen ardından tam 11 ay sürecek ve 26 ülkede 200'den fazla konseri kapsayan bir turneye çıktı. Turnenin ismi World Slavery Tour idi. Bu başarılı konserler Martin Birch'ün prodüktörlüğünde kaydedildi ve ortaya Iron Maiden'in ilk yasal konser albümü olan Live After Death ve 85 dakikalık konser videosu çıktı. Bu kayıtlar sırasıyla
EMI, Capitol ve PMI'da yayınlandı.
1986 sonbaharında grup 6. stüdyo albümleri olan Somewhere in Time'i piyasaya sürdüler. Albüm yne her haliyle Iron Maiden olmakla beraber, Iron Maiden tarihinde yeni bir müzikal dönem başlatan bir özelliğe sahipti. İlk kez arka planda synthesizerlar kullanılmıştı. Fakat Iron Maiden yine muhteşem bir albüm hazırlamıştı bizlere. Nelermi vardu bu albümde?Caught Somewhere In Time gibi enfes bir açılış parçası, ardından Wasted Years isimli farklı tatta ama doyumsuz kısa bir parça, bunlara ek olarak Heaven Can Wait klasiği, The Loneliness of The Long Distanca Runner, Alexander The Great, Deja-vu ve Stranger In A Strange Land demem yeterli olur herhalde.
1990'in başlarında Adrian Smith, solo çalışmalar yapmaya karar verdi ve Iron Maiden ile arasındaki çalışmalar incelmeye başladı. Yeni albünün şarkılarının üretimi aşaması bitmişti ama Adrian, solo çalışmalarda ıssar edince gruptan ayrılmak zorunda kaldı. No Plauer For The Dying 'deki Hooks In You, Smith'in son bestesi olmuştu. Ardından Janic Gers ile bağlantıya geçildi ve kayıtlarda Janick yer aldı.
Tüm bu aksiliklere rağmen aynı yılın 1 Ekim'inde No Player For Dying çıktı piyasaya. Albüm, Iron Maiden'ın tipik son bahar albümü karamsarlığını taşımaktaydı. Ama bütün bunlar Iron Maiden 'ın kötü bir albüm yapacağı anlamına gelmiyordu. 1990 senesinin farklı bir anlami daha vardı Iron Maiden için. 1980'deki ilk yasal albümleriyle attıkları Heavy Metal cephesinde 10. yıl geride kalmıştı. Acısıyla tatlısıyla tam 10 yil. Kimler gelmiş, kimler geçmişti Iron Maiden'dan. Geride 8 stüdyo, 1 de konser albümü bırakmışlardı Heavy Metal dinleyicilerinin huzuruna. Ayrıca sayısız konser ve onları canlı izleme zevkini yaşayan milyonlarca Heavy Metal dinleyicisi. Böylesine bir başarının özetlenmesi gerekiyordu. Bunun üzerine 24 Lubat - 28 Nisan 1990 tarihleri arasında The First Ten Years serisi yayınlandı. Cd'lerde 4 veya 5 şarkı, özellikle bu şarkıarın Iron Maiden'in ilk yıllarında verdiği konser versiyonları ve grup elemanlarının ağzından 15-20 dakikalik konuşmalar, anlatılar yer aliyordu.
11 Mayıs 1992'de Iron Maiden, ticarı açıdan en önemli albümünü yayınladı. Fear of The Dark, Fear Of The Dark! Bu albümle beraber herşey adeta alt ist oldu. Grup Fear of the Dark albümünde yeni ve daha çekici bir sound yakalamıştı. Şarkı sözleri eskiye göre daha çeşitliydi. Epik konulardan, kitap ve filmlerden etkilenilmişti. Ayrıca eskiye nazaran nakaratlar daha çok tekrarlanıyordu. Akılda kolay kalan sözlere, müthis melodilere sahip enfes 12 parça vardı. Grup Fear of The Dark i yeni gitaristleri Janick Gers ile hazirlamıştı. Bu albüm, Janick Gers'in ilk Maiden albümüydü.
Mart ayındaki bir konserde Brucu Dickinson, 46.000 Iron Maiden fanın önünde grubu bırakma kararı verdiğini açıkladı. ardından 26 Ağustos'ta çok özel bir şov ile Iron Maiden'a veda etti Brucu Dickinson. Herşey alt üst olmuştu. Dünyadaki en önemli ve en yetenekli vokalistlerden biri olan Bruce Dickinson artik Maiden'da değildi. Elbetteki Brucu, Iron Maiden'in her şeyi değildi ama grubun duvarını oluşturan tuğlalardan vokalislik için en uygun olanıydı.
Wolfsbane grubundan, sıkı bir Iron Maiden fanı olan Blaze Bayley geldi gündeme ve gruba dahil oldu. Elbette büyük zorluk çekti Blaze ama 1995 yılının Ekim ayında çıkan The X Factor'da oldukça başarılıydı. Sesinin renginden, karizmasına kadar Bruce ile hiç benzeşmiyorlardı ama şimdi mikrofon Blaze'de idi.The X Factor, 3.5 senelik bekleyişe değmişti doğrusu. Sonbahar albümü karakterini taşıyordu The X Factort ama yine bomba gibi gibi parçalar ardı ardına geliyordu. 12 dakikalik Sign of The Cross açılış parçasının ardından Lord of the Fliss, Man on the Edge, Fortunes of War, The Aftermath, Blood on the World's Hands gerçekten son derece başarılı çalışmalardı. Prodüksüyonda bazı problemler yaşanmış diye düşünürken kadroda prodüktor Martin Birch'ün eksikliği gözüme çarpıyordu. Steve Harris kendisi üstlenmişti prodüksiyonu. Bu seferlik çok başarılı olmasa da Virtual XI'da prodüksiyon işindeki becerisini kanıtlayacaktı Steve.
The X Factor'dan bir yıl sonra yine bir Iron Maiden tarihinin özeti niteliğinde ve double Cd'den oluşan Best Of The Best çıktı piyasaya. 1996'nin sonlarıydı. Albümde grubun çeşitli zamanlarındaki değişik kadrolarına örnekler niteliğinde parçalar yer alıyordu. Ayrıca albümün açılış parçası Virus adında yeni bir çalışmaydı. Virus 'de The X Factor soundundaydi ve grubun geleceği hakkında bize ip uçları veriyordu.Bir an önce yeni albümün çalışmalarına başladı Maiden, kaptan Steve Harris önderliğinde.
Çeşitli ertelemelerden sonra 1998 Mart ayında piyasaya sürüldü yeni albüm.Albümün adı bize grubun 11. stüdyo albümü olduğunu hatırlatan bir özelliğe sahipti, Vırtual XI. Yeni albüm, bir önceki stüdyo çalışması olan The X Factor'in soundundaydi ama onun kadar karamsar ve melankolik bir havaya sahip değildi. Bir ilkbahar albümü Virtual Xı'da daha neşeli melodiler hakimdi parçalara. 8 şarkıdan oluşuyordu Virtual XI hızlı ve karakteristlik bir Iron Maiden parçası olan Futureal'den sonra farklı bir tatta olan ve bu farklı tadın Steve Harrris tarafından da itiraf edildiği ancak yine istedikleri için yaptıklarının da ifade edildiği The Angle And The Gambler geliyordu. Oldukça uzun ve tekrarların çok sayıda olduğu bir çalışmaydı. Vasat denilebilecek 2. parçadan sonra albümün sonuna kadar neredeyse yerinize çivileniyorsunuz Virtual XI'da. Lighting Strikes Twice, The Classman, When Two Worlds Collide, The Educated Fool ve Don't Look To The Eyes Of The Stranger'dan sonra güzel bir kapanış parçası olan Como Estais Amigos ile kapanıyordu perde. Doğrusu kimse onlardan bu denli başarılı bir albüm beklemiyordu. Neredeyse boş yok denilecek Virtual XI ile Iron Maiden fanlari oh çekmişlerdi.Ama tüm bu olumlu yönlerin yanında Blaze Bayley hic hoş durmuyordu. Son derece basit ve özgün olmayan bir stil ile şarkılara pek katkıda bulunamamıştı..
Sonra Blaze Maiden den ayrıldı ve steve harris bruce a kendisi teklif götürdü.Bruce solo kariyerini devam ettiriyordu ama
steve in teklifini kabul etti ve Iron Maiden Bruce a kavuştu.
Bruce solo kariyerini bitirmedi , stüdyo çalışmalarına devam etti ama maiden ı da eski gücüne kavuşturmak istiyordu.Adrian smith ile birlikte gruba yeniden katılmaları doğrultusunda şöyle demiştir :"Maiden ı tekrar eski gücüne adrian ile kavuşturacağız." Yeni albüm hazırlıklarına hemen başlanır.Brave new world albümü piyasaya bomba gibi düşer.Beastler tekrar eski gücündedir.Grup elemanlarından Adrian'ın dediği gibi bu albüm daha çok vokal ve bateri üzerineydi. Bu albümün dünya turnesi ise avrupa'da Metal 2000 asya ve amerika'da ise Brave New World Tour olarak geçti. Bu turnede Maiden daha önce hiç olmadığı kadar gösterişli sahne şovlarına, patlamalara, büyük Eddie maketlerine yer verdi. Grup bütünüyle birbirine uyum sağlamış 3 gitar eşliğinde Maiden'ın önce ki albümlerindeki şarkıları olağanüstü bir hal almıştı. Maiden özlenen günlerine dönmüş, Blaze Bayley dönemindeki az kişiye konser verme ezikliği yerini Maiden'ın 1980'lerdeki haline bırakmıştı. Grup yine onbinlere konserler veriyor insanları coşturuyordu. 19 Ocak tarihli Rock In Rio konseri tam 250.000 kişinin önünde çalınmış ve kayda alınmıştı. Daha sonra bu kayıt, bir albüm ve DVD olmak üzere Maiden fanlarının beğenisine sunuldu.
Ve en son dance of death albümü piyasaya çıkar.Dance of death müzik ve söz olarak eski maiden albümlerinden biraz farklı olsada , maiden gücüne güç katmıştır bu albümle.Albümde ki şarkılar : 1. Wildest Dreams (Smith/Harris) 2. Rainmaker (Murray/Harris/Dickinson) 3. No More Lies (Harris) 4. Montsegur (Gers/Harris/Dickinson) 5. Dance Of Death (Gers/Harris) 6. Gates Of Tomorrow (Gers/Harris/Dickinson) 7. New Frontier (McBrain/Smith/Dickinson) 8. Paschendale (Smith/Harris) 9. Face In The Sand (Smith/Harris/Dickinson) 10. Age Of Innocence (Murray/Harris) 11. Journeyman (Smith/Harris/Dickinson).
Iron Maiden
Steve Harris
12 Mart 1956 tarihinde ŞLonra'nın Leystone kasabasında doğan Steve Harris dört kardeşin en büyüğüdür. Küçüklüğünde en büyük tutkusu olan futbol yolunda emin adımlarla ilerlemiş, West Ham'la antrenmanlara da çıkmıştır. Daha sonra müziğe merak saran Steve kendisinin de bir şeyler üretmesi gerektiğini düşünür ve kendisine bir Fender Telecaster kopyasını 40 Pound'a alır. İlk bas gitarını aldığında henüz 17 yaşındadır. Chris Squire, Mike Rutherford, Gedy Lee, Andy Fraser ve John Entwistle gibi isimlerden etkilenir. İlk grubu daha sonra Gypsy's Kiss adını alacak olan Influence'dır.Daha sonra grup üyelerinin kendisinden bir kaç yaş daha büyük olduğu Smiler adlı gruba katılır. Sonrasında ise Iron Maiden'ı kurmak için bu gruptan ayrılır. Iron Maiden ismini seyrettiği bir Film olan The Man In The Iron mask adlı filmden etkilenerek ortaya çıkarır. Iron Maide^'ın bir çok önemli parçasının altında onun imzası vardır. Metal'in en iyi söz yazarlarından birisi olarak kabul edilir ve aynı zamanda en iyi basçısı da. Koyu bir West Ham taraftarıdır. Metallica'dan Lars Ulrich'le zaman zaman tenis maçları da yapmaktadırlar. Şarkılarının en önemli özelliği edebi kaynaklı olması ve felsefi yaklaşımların çok görülmesidir. Mrtal'in çok uzun yıllar Steve ihtiyacı var. Ama ölümlü olduğunu bilmek tüyleri diken diken etmektedir.
Adrian Smith
27 şubat 1957 tarihinde doğan adrian frederick smith "dave murray" ile aynı mahallede oturuyordu ve iyi arkadaştılar zaten gitar çalmaya da dave teşvik etmişti ilk gitarı da dave'in sattığı woolworh's top 20 olmuştu.okuldan ayrılıp sütçülük ve marangozculuk yaptı."evil ways", "urchin" gruplarını kurdu sonra da dennis stratton'nun gruptan ayrılmasıyla "iron maiden" a dahil oldu.1981-88 yılları arasında 6 stüdyo bir de konser albümünde emeği geçti.solo kariyerine de start veren adrian "asap" grubunu kurdu ve daha sonra "iron maiden" ile yollarını ayırdı."psycho motel" ve "bruce dickinson" gruplarında yer aldı.1999 yılında tekrar "iron maiden"a döndü. the prisoner,22 acacia avenue, gangland, flight of icarus,die with your boots on,sun and steel, two minutes to midnight, wasted years,sea of madness,stranger in a strange land, moonchild,can i play with madness,the evil that men do, hooks in you,the wicker man,the fallen angel gibi şaheserlerin yaratılmasını sağlamıştır.attığı sololar daha çok bend ağırlıklıdır.
urchin:
black leather fantasy(single)-1978
she's a roler-1980
asap:
silver and gold-1989
psycho motel:
state of mind-1996
welcome to the world-1997
bruce dickinson:
accident of birth-1997
chemical wedding-1998
scream for me brazil-1999
Bruce Dickinson
Air Raid Siren (Hava Saldırısı Sireni) lakaplı Paul Bruce Dickinson 7 Ağustos 1958 yılında Worksop Notts (İngiltere) da doğdu. Küçük yaşlarda Deep Purple gibi 70li yılların önemli gruplarından etkilendi. Kariyerine lise döneminde kurduğu "Speed" grubuyla başladı.Baterist olmak istemesine rağmen çeşitli yerel gruplarda vokalistlik yaptı. Konserlerinde kendisisni izleyen Paul Samson sayesinde "Samson" grubuna dahil olur ve grubun iki albümünde yer alır. (1980 Head On, 1981 Shock Tactics) Samson grubunda işler kötüye gitmeye başlayınca bişr konserde fazlasıyla etkilendiği Iron Maiden'a Paul Di Anno'nun yerine dahil olur. Bruce'un katılımıyla grubun altın yılları adı verilen dönem başlamış olur. Vokalistliğinin yanında yazdığı şarkılarla da Maiden'a önemli katkıları olur. Enerjik showları ve inanılmaz sesiyle yüğzbinlerin sevgisini kazanır. 1990 yılına gelindiğinde ilk solo albümü "Tattoed Millionaire" i çıkarır. Aynı yıl Maidenla birlikte "No Prayer For The Dying" ve 1992 yılında çıkarılan " Fear Of The Dark" albümlerinde Maiden'da yer alır.Maiden'da vokalistlik yapmasına rağmen sanki kafası başka yerlerde gibidir. 1993 yılına gelindiğinde şok bir kararla onbinlerin önünde bir konser sırasında gruptan ayrıldığını açıklar. Buna neden olarak Steve Harris'le arasında var olan anlaşmazlık gösterilir. Iron Maiden'dan ayrıldıktan sonra sırasıyla Balls To Picasso (1994), Alive In Studio (1995), Skunk Work (1997) Accient Of Birth(1998), The Chemical Wedding(1999), Scream For Me Brazil(1999) albümlerini, çıkarır. 10 Şubat 1999'da imkansız denilen gerçekleşir ve Bruce yanına Adrian Smith'i de alarak Heavy Metalin devine geri döner. Hemen Turneye çıkılır ve 2000 yılının baharında "Brave New World" albümüyle bomba gibi bi,r geri dönüş yapılır.
Bruce'un gitar çaldığını da söylemeden geçmek haksızlık olur. ("Revelations" Videosunda görülebilir)
Tüm bunların yanısıra gençlinde profesyonel olarak eskrim de yapmıştır. Almanya'da ünlü bir eskrimci olarak tanınmaktadır. Yazmış olduğu iki tane de kitap vardır. Edebiyatla da yakından ilgilidir. (Şarkı sözlerinden kolayca anlaşılır) Pilotluğa da tutkun olan Bruce Dickinson Uçuş sertifikasınba sahiptir. İkinci eşi ve üç çocuğuyla mutlu bir evliğiği vardır.
Destruction
Destruction anlatmak bir anlamda tarih anlatmaya benziyor. Konu anlatımında pek çok tarih ve atlanmaması gereken noktalar var. Baştan başlayayım, kuruluşu 1983`e uzanıyor. Ama esas oğlanların grupta toplanması 1984 yılına denk gelir. Siffiringer gitar Senmann davul ve Schmier bass vokal. Bu üçlü Destruction`u Destruction yapan kadrodur. "Bestial Invansion From Hell" ilk demolarının adıdır, bu çalışma ses getirir ve aynı yıl plak firmasıyla 5 şarkılık "Sentence of Death" adlı EP`lerini çıkarmak için anlaşma imzalarlar. "Total Desaster" , "Black Mass" , "Mad Butcher" , "SatanVengcance" ve "Devil`s Soldier". Bir grup ilk EP`lerinden bu kadar hit çıkartabilir mi? Çıkartırsa bu adamlara normal denebilir mi?
Asıl itibariyle Destruction o tarihte henüz pek bilinmeyen kaba saba bir müzik yapmaktadır.Zaten ruhlarında var olan amatörlüğü, Schmier`in brutal vokaline ekleyince yemesi de yanında yatması da zevkli bir müzik çıkar ortaya. 1985`te "Infernal Overkill" piyasaya sürülür. "Invincible Force", "Death Trap", "The Trap", "Tormentor", "Bestial Invasion", "Thrash Attack", "Antichrist" ve "Black Death". Tek düze ama etkileyici riffler, karambol davul, vahşi bir vokal, eşittir cehennemin yer yüzündeki yansıması. Aynı yıl "Slayer"la Almanya da turneye çıkarlar, iki albümleri yeni kıta da; Amerika da yayınlanır, davet üzerine Kanada daki bir festivale katılırlar. Kuruluşlarının üzerinden geçen iki sene de Destruction thrash piyasasında önemli bir yer edinir.
"United By Hatred", "Curse The Gods" ve "Upcaming Devastion" gibi şarkıların yer aldığı "Eternal Devastation" albümü 1986da sürülür hayranlarının önüne. Artık Destruction`ında önemli bir hayran kitlesi vardır. Bu tarihlerde Wilkens gruba ikinci gitar olarak katılır, Kreator ve Rage`le turnedeyken davulcu gruptan ayrılır, yerine turne boyunca sezonluk eleman olarak başka bir kaçık grubun; Sodom`un davulcusu Wicthhunter katılır ve hemen sonrasında Oliver Kaiser davulcu olarak gruba dahil olur. Bu noktada durmak ve kişisel fikrimi eklemek istiyorum. Şahsımca önemli olarak gördüğüm thrash gruplarında nedense hep böyle bir dönem olur. Bir birine yakın zaman dilimlerinde birileri gelir, birileri gider, sonra birileri gene gider, o ara bir kaç kişi gelir, sonra onlarda gider. Bu takip edilemez bir hale gelene kadar devam eder.. Bir diğer gelen giden örneği için bkz. Testament.
1987`de "Mad Butcher" ve "Reject Emotions" adlı sadece iki şarkının yer aldığı bir EP çıkar piyasaya. Grup bu çalışmada daha önce hiç olmadığı kadar melodiktir hatta birazda deneysel. Öyleki "Mad Butcher"ın final bölümüne "Pink Panther" melodisi bile eklemişlerdir. Aynı yılın kasım ayında yayımlanan "Release From Agony", asıl itibariyle grubu bir nebze sıradanlaşmıştır. Şarkılar "Infernal Overkill"den bile basitleşmiştir, ama bu albümleri Destruicton`ı Motörhead`le Avrupa, "Flotsam and Jetsam" ile de Amerika turnesine taşımaktan öte durmaz. Destruction tarihinde ilk kez iki sene üstüste herhangi bir stüdyo albümü yapmaz. Viyanada verdikleri bir konserde kaydedilen ve 1989 da piyasaya sürülen "Live Without Sense" albümü ve aynı yıl yayınlanan "Cracked Brain".
Bu albümün yayımlanmasının hemen ardından Destruction underground müzik tarihinin görüp görebileceği en adice olaya sahne olur. Gruba sonradan dahil olan Harry ve Olly, Mike`ı da kendi saflarına katıp grubun müzikal yapısıyla uyuşmuyor diye Schmier`i gruptan atarlar. Bu olay grubun fanları arasında infiale yol açar, ama kim takar ki fanları? Bu tarihten sonra asıl itibariyle iyi olan ama fanları sakinleştirmeye yetmeyen bir kaç albüm yayınlanır. Schmier tarafından Neo-Destruction olarak adlandırılan bu olaylardan sonra grup yaklaşık 8 sene süren bir sessizliğe bürünür. O sırada 'Them not me', 'The least successfull human cannonball' ve 'Destruction' isimli üç albüm yayınlanmıştır.
2000 grubun ikinci yada üçüncü hatta esas elemanların Destruction`a 1984 de katıldıklarını göz önüne alırsak dördüncü kuruluş yılıdır. Schmier ne yapar eder, çocuğuna kavuşur. Önce eski elemanlarla görüşür, yeniden müzik yapmak, yeniden onlarla müzik yapmak ister. Mike teklifi kabul eder, ama davulcuları işleri nedeniyle bu teklifi kabul etmez.(Emin değilim ama bir tanesinin fırıncı diğerinin de polis memuru olduğu konusunda söylentiler var). Yeni kadroyla ilk albüm aynı yıl piyasaya sürülen "All Hell Breaks Loose"dur. Bu tarihlerde grup yeniden esmeye başlar. Ülke ülke dolaşırlar, hatta bize bile uğrarlar.
2001 de "The Antichrist" grubun old scholl tarzını modern soundla birleştirmesinin eseri olarak gümbürder. Albümün açılış şarkısı "Thrash 'Til Death" bile başlı başına bu albümü almak için yeter. 2002`de bir diğer "live" albümleri "Alive Devastation" yayımlanır. Ve son olarak 2003te piyasaya sürülen albümleri "Metal Discharge".
Schmier olmazsa Destruction olmaz. Bu böyle biline. Ve Schmier`li Destruction tarihine 9 stüdyo 2 de canlı albüm sığdırmıştır. Neo Destruction`un 3 albümünü de sayarsak ki resmi diskografi içinde yer almazlar, 14 albüm eder. Bu da grubun "bizim" müzik tarihimizin en üretken ve canlı gruplarından biri olduğunu anlamak için basit bir yeterlilik. Elemanlarının antikarizmatik olmaktan tamamen alakasız sempatikliği, profesyonel bir çalışma ortamında hala amatör ve underground kalışlarıyla Destruction`u tekrar tekrar sahnede izlemeyi iple çekiyorum..